19 Ağustos 2009 Çarşamba

boş gezenin hoş kalfası


Mesela ben şu an boşum.
Hep düşünürdüm biraz zamanım olsa bloga ne güzel yazar da yazarım, daha çok zaman ayırırım, oh içerik pezevengi olurum diye.
Acı gerçek şu ki öyle bir dünya yok.
Bir kere yaydınız mı yayıyorsunuz, hastalık gibi, elimi kaldırmaya üşeniyorum o derece yani.
2 haftada bir haber girsem sağlığıma duacı olacak blog. Yazık oluyor.
Şimdi de şöyle düşünüyorum, boştayım, yayıyorum, halbuki bir işe girdiğimde düzene girecek hayatım. Daha çok yazacak konu bulacak, daha çok önem vereceğim.
Bakalım çalışmaya başladığımda yeni mazeretim ne olacak, sürekli sallıyorum seni blog, afedersin.
(dilin olsa küfredersin, biliyorum)

16 Temmuz 2009 Perşembe

power tuşuna bastıktan hemen sonrası


msn, friendfeed, gmail, facebook, twitter, hotmail
şu dönemde hayatımın önem sırası bu.
gerisi de öte beri işte.

13 Temmuz 2009 Pazartesi

insanlar ikiye ayrılır; dans edebilenler ve edemeyebilenler


şimdi neden böyle yazdım
çünkü dans edemeyenler eksik değil, sadece edemeyebilirler
olabilir yani
herkese verilmemiş bu özellik, napalım
ben dans edemiyorsam, benim suçum mu ulan!
edememe hakkımı kullanıyorum ben.
sinirlenirim böyle

i love pekiştirme takısı


memlekete, aile evine gitmek güpgüzel
sabahtan akşama gecelikle dolaşıp kıçımı kaşıyorum
tüm gün discovery'de ki anlamsız mühendis programlarını izliyorum
hayat bomboş ve bu haliyle şapşahane

30 Haziran 2009 Salı

olmuyor işte


biyolojik saatiyle iş saati uymayanlara yeni bir iş yasası çıkarılsın.
insaniyet namına.

28 Haziran 2009 Pazar

biz ki saftık, bizi çevre bozdu


hayattan çok şey mi bekliyoruz?
esnaf olsam, dükkanımın önüne sandalye koyup otursam...
kariyer diye altına girdiğim bir ton stresin, hırsın, çalışmanın puff olup uçması...
hayatın bayram olması...